indir

Ruhsal Bozukluk Tedavisi

Mizaç Bozukluklarında Tedavinin Genel İlkeleri

Bu tür hastalıkların toplum içinde görülme sıklığı %10′lar dolayındadır. Pratisven hekim ya da genel hastanelere herhangi bir nedenle başvuranlar arasında mizaç bozukluklan % 20 gibi büyük bir grubu oluşturmaktadır.

Mizaç bozukluklanmn tedavisinde ilk adım doğru tanırım konmasıdır. Sağlık merkezlerine ya da pratisyen hekimlere ge­len hastalar arasında bazı müphem, belirgin olmayan ve önem­siz gibi görünen yakınma ve belirtilerin (genel bitkinlik, güçsüz­lük, kolav yorulma, günlük işlere ilgi azalması, zevkli ve keyifli işlerden eskisi gibi tat alamama, can sıkıntısı, uyku bozuklukla­rı ve cinsel isteksizlik gibi) hastada vaşanan bir depresyonun be­lirtileri olabileceği akla gelmelidir.

Bu belirtilerin dışında bazı ipuçlan vardır ki hastada depres­yondan kuşkulanmamızı haklı çıkaracaktır. Bunlar, daha önce geçirilmiş ve tedavi edUg^majör depresyon nöbeti, ailede dep­resyon ya da intihar girişimi öyküsünün bulunması, alkolizm ya da ilaç ve madde bağımlılığı öyküsüdür.

Mizaç bozukluklanmn tedavisinde son yıllarda sağlanan çok önemli gelişmeler sayesinde bu hastalann büyük bir çoğunlu­ğunda yüksek derecede özgül ve başanlı tedaviler uygulamak mümkün olmaktadır. Bu alandaki en önemli gelişme hem majör depresyonların, hem de bipolar bozuklukların (mani) tedavisin­de kullanılan psikiyatrik ilaçların keşfedilmesidir. Bu grup has­talıklara tedavisinde en önemli tedavi araçlan antidepresan ilaçlarla lityum, karbamazepin (Tegretol), valproik asit (Depa- kin) gibi bazı özel ilaçlardır.

Mizaç bozukluklarının nüksetme olasılığı yüksek olduğu için böyle bir hastanın tedavisinde en önemli nokta, hasta ve ai­lesini hastalık hakkında yeterli bir biçimde eğitmek gerekliliğidir.

 

Hastalara bu rahatsızlığın psikobiyolojik nitelikli bir bozuk­luk olduğu, beyinde baza biyokimyasal aksamalarla ilgili oldu­ğu ve hastalık nöbetlerinin başedilmesi güç yaşam olayları ve çevresel streslerle tetikleşmekte olduğu vurgulanarak açıklanmalıdır.

Bu nöbetlerin kimi zaman kendiliğinden de düzelebileceği bikürilmeiidir. Herhangi kronik bir tıbbi hastalığın tedavisinde benimsenen şu ilke burada da geçerlidir: Hasta, hastalığının adeta uzmanı olmak zorundadır. Hastalık nöbetlerinin ilk belir­tilerim ve bunları etkileyen faktörleri iyi tanımayı ve olabildi­ğince bu stresli koşullardan kendirini korumayı öğrenmelidir.

Nöbetler ne kadar erken fark edilirse, o kadar kolay kontrol altına alınabilir, ilaç kullanırken işbirliği ve uyumluluk kesin ge­reklidir. Reçete edilen doz ve sürelere uyulmasının hayati bir önem taşıdığı hastaya mutlaka kabul ettirilmelidir. Aynca ilaç­ların bazı yan etkileri ve muhtemel tıbbi izleri konusunda da ay­rıntılı bilgi verilmelidir.

Mizaç bozuklukları yaşam boyu süren kronik hastalıklardır ve idame tedavilerinin hastanın yaşam boyu belirtilerden arın­dırılması amacına yönelik olduğu akılda tutulmalıdır. Tekrarla­yan majör depresyon hastalığı olan bir hastada adi (akut) teda­vi sonrası izlenen idame dozlarının etkili bir koruma sağlayaca­ğını gösteren çok sayıda araştırma vardır. Giderek yaygın kabul gören anlayışa göre mizaç bozukluklarının tedavi yaklaşımın­daki model şeker hastalığının tedavisindeki modele uygundur.

Günümüzde antidepresan ilaçlar alanında büyük gelişmeler sağlanmış olmasına rağmen yine de ilacın alındığı ilk günde te­davi edici etkinin ortaya çıkması mümkün olmamaktadır. Yaklaşık 2-3 haftalık dönemde hekimin hastasını tutarlı ve güvenilir bir biçimde yüreklendirmesi ve tedavi edilebileceğine inan­dırması gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde yakla­şık yılda 32.000 intihar vakasının bulunduğu ve bunun % 80′inil mizaç bozukluğu olan kişilerin gerçekleştirdiği düşünülürse, durumun ciddiyeti kolayca anlaşılmış olur.

İntihar düşüncesi mizaç bozukluğu içinde özellikle majör depresyonlarda sık görülen önemli bir bulgudur. Bu nedenle hastaların tedavisini yüklenen hekimin intihar gibi ölümcül bir sorunla çok iyi bir şekilde baş etmesi gerekir. Aynı şey aile ya­lanlan İçin de geçerlidir.

Her ne kadar gerçek intihar riski taşıyan ve taşımayan mizaç bozukluğu hastalarını birbirinden kesin olarak ayırt etmek mümkün değilse de bazı ipuçlan aileye ve hekime yardıma ola­bilir, Genel olarak söylemek gerekirse, hasta eğer özel intihar planlan yapıyorsa, buna ilaç alışkanlığı ya da alkolizm eşlik edi­yorsa ve sosyal olarak yalnız ya da teoit edilmiş bir biçimde ya­şıyorsa, intihar riskinin yüksek olduğu söylenebilir.

Hastanın çaresizlik ve karamsarlık duygularının şiddetli oluşu da aynca ciddi göstergeler olarak değerlendirilmelidir. Bunlara ek olarak ölümcül hastalığın son dönemlerinde olan özellikle erkek hastalar, ağır intihar riski ile yüklüdürler. Maale­sef tüm bu faktörler intihar riskini özel olarak öngörme gücün­den yoksundurlar. Tüm risk faktörleri içinde belki de en önem­lisi, mizaç bozukluğu tanısının konmamış olması ya da doğru ve uygun bir tedavinin uygulanmamış olmasıdır.

Mizaç bozukluğu gösteren hastalarla çalışan pratisyen he­kimlerin tüm dünyada ve ülkemizde de antidepresan ilaçlar ve koruyucu ajanlarla birlikte eğitici ve destekleyici psikoterapiler konusunda yeterince eğitilmeleri gerektiği artık kabul edilmiş bir gerçektir.

Hakkında Harun Orhan

1992 yılında Elazığ' ın Keban ilçesinde doğdu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WP-SpamFree by Pole Position Marketing

Google+